istanbul zamanı

7/4/2007 - kitap listesi

Kategori: kitabevi

Alınacak kitapların listesi ;

·        “Osmanlılar ve Ölüm”                                  Gilles Veinstein

·        “Osmanlı Coğrafyasına Yolculuk”                 Haluk Dursun

·        “Mühtedi”                                                    Osman Necmi Gürmen

 

 Osmanlılar ve Ölüm / İlber Ortaylı'nın Önsözüyle

Osmanlılar ve ölüm”: Ölüm ve insanların ölüme bakışları her zaman kafamı kurcalayan bir mevzu olmuştur. Bu nedenle bu konular hakkında bilgi edinmeye çalışıyorum. “Osmanlılar ve Ölüm” isimli eserde sanırım belli oranda merakımı giderecek akademik olarak hazırlanmış bir esermiş.

OSMANLI COĞRAFYASINA YOLCULUK

Osmanlı Coğrafyasına Yolculuk”: haluk dursun deyince aklıma tarihçi yada bir hoca olması değil bir zamanlar ağaçlarla ilgili geniş malumat verdiği yazıları gelir. Bu kitabı balkanlardan Anadolu’ya Osmanlı şehirleri ile ilgili kaleme almış olduğu bir esermiş. Merakımı cezp etti doğrusu.  

Daha Detaylı Görmek İçin Tıklayın..!

Mühtedi”: Osman Necmi Gürmen’in çok kısa bir süre evvel “rana” adlı kitabını okumuştum. Her ne kadar güzel bir üsluba sahip olsa bile bazı kısımlar beni pek tatmin etmemiş hatta bazı bölümlerde bir hayli sinirlenmiştim. Resmi tarih perspektifinden yararlanarak yazmış olması beni belli oranda rahatsız etmişti.

Esir düşmüş Avrupalı Luc, Kılıç Ali Reis tarafından kurtarılır, bir süre sonrada Müslüman olur fakat bu din değiştirme konusu öyle hemen kabullenilecek bir konu değildir ve Luc gel-git’ler yaşar kendisini sürekli olarak sorgulamaya başlar.  Muhtedi , kelime manası olarak ihtida eden yani Müslüman kişi olan demek. Başta da dediğim gibi konusu hayli ilginç geldi. Bir okuyayım bakalım, inşallah konusu gibi kitabın kendisi de beni memnun eder.

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

15/9/2006 - Düşünmeye Sevk Ettiren Sözler

Kategori: kitabevi

Cemil Meriç'in yılar önce okumuş olduğum "Bu Ülke" isimli eserine söyle bir göz atarken daha önceden altını çizmiş olduğum bir kaç cümleyi buraya alayım istedim.

  • Murdar bir hal'den muhteşem bir maziye kanatlanmak gericilikse , her namuslu insan gericidir.
  • Kahramalık hatada ısrar etmemektir.
  • Felaketimizin kaynağı kültür yokluğu. Bizi helak eden ne ahlaksızlık, ne bencillik, ne kafamızın ağır işlemesi. Bir öğrenci kayıtsızlığı içindeyiz.
  • Münakaşa eden iki insan, aynı graniti yontan iki heykeltraş, hakikayi arayan iki yol arkadaşı. Hedefi tahrip değil , terkiptir bu kavganın. Mağlubun muzaffer olacağı tek yarış. Yanıldığını kabul etmek , yeni bir hakikatin fethiyle zenginleşmektir: Parçadan bütüne , karanlıktan aydınlığa geçiş.
  • Her kavganın ezeli mazereti : son kavga olmak
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/9/2006 - Sanırım Bende Bir Sorun Var!!!!

Kategori: kitabevi

                 Bir kitabı okumaya başladığımda eğer kitap beni sardıysa kısa bir süre içinde bitiriveririm.  Yok eğer sarmadıysa ve kitaba bir türlü dahil olamadıysam  elimde sürünür gider. O acı çeker okunmadığı için ben acı çekerim okumayı başaramdığım için .

                  Şimdilerde okumakta olduğum kitap ise bana tamamen farklı duygular hissettiriyor. Bir süredir klasiklere merak sarmış durumdayım. Okuyamadıklarımı eksik bıraktıklarımı tamamlamaya çalışıyorum. Dostoyevski'nın "Karamazov Kardeşler'i" hep okumayı düşünüpte bir türlü fırsat bulamadıklarımdan biriydi. Kitabı önce babam okudu. O bitirince de ben başladım. Elimde ki nüsha 687 sayfalık ve ortalama 35 satırlık bir nüsha (babam üşenmemiş tek tek satırları saymış ordan biliyorum)

                  Normalde oldukça hızlı okurum yani yukardaki niteliklere sahip bir kitabı 3-4 günde bitiririm. Lakin Karamazov Kardeşler bir türlü neticelenmiyor çünkü kitaptaki karakterlerden birine (adı Dimitri nam-ı diğer Mitya, okumuş olanlar zaten bilirler) çok kızdım. Sırf kızgınlığımdan kitabı bir kaç gün hiç elime bile almadım. Ancak sinirim geçtikten sonra yeniden okumaya başladım.

            

                 Kendime de kızıyorum, altı üstü kurmacalardan oluşmuş gerçek olmayan bir roman niye bu kadar kafama taktım ki sanki. Yinede engel olamıyorum. Şimdi soruyorum kendi kendime acaba bende mi bir sorun var ????  

                Dimitri neden o gece oraya gitti ki sanki??. Gitme, otur işte evinde; yada git hemencecik Gruşenka'nın yanına ne işin vardı orda..... offf düşündükçe asabım bozuluyor.  Bir süre önce de buna benzer bir durum olmuştu. İzlediğim bir filmde sonuna doğru karakterleden birinin yaptığı bir salaklıktan ötürü o kadar kızmıştım ki; filmi izledikten bir gün sonra dahi moralim bozuk bir şekilde dolaşmıştım. Hatta arkadaşlarıma bile anlatmıştım (Esracım hatırlıcaksın hani Üsküdar dönüşü durakta bahsetmiştim. )

               Niye kaptırıyorsam kendimi bu kadar??????

 

Bugünlerde kitaplardan ne çok bahsettim böyle. Eh tabi koltuğumun altında birkaç kitap bir aşağı bir yukarı dolanınca böyle oluyor.

 

Not: Kitabı bitirince daha detaylı, sosyal açıdan daha derin bir yazıda yazmayı düşünüyorum. O zaman meseleye bu kadar duygusal yaklaşmam sanırım .

Yorum (10) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2006 - Altı Çizili Satırlar

Kategori: kitabevi

          Bugün yazmayı düşündüğüm başka bir konu vardı. Fakat bir sayfaya yaptığım ziyaret belleğimde farklı çağrışımlar yaptı. Kitaplığımın rafında duran ve uzun zamandır unuttuğum bir kitap; okuduğum o yazı üzerine yeniden hatırıma geldi.

         Kitap Nazan Bekiroğlu'nun "Mor Mürekkep" isimli eseri. Kitabı elime aldım nasılda sararmış olduğunu fark ettim, sarı yaprakların da yılların izi vardı sanki . İçini açınca gözüme ilk çarpan ikinci sayfasında bulunan  tarih oldu. aldığım günün tarihini atmışım: 01.06.2000......

         Kitabın evvela adına ve kapağına vurulmuştum. İçindeki denemeleri de okuyunca koca bir yaz yanımdan hiç ayırmamıştım. Trafiği hep sıkışık olan güzel İstanbulum'da az mı otobüslere binmişti benimle? Otobüs bir türlü yol alamazken, yanımda ki dostum olmuştu.

       Kitabın bir çok satırının altını çizmişim. hani sorsalar -mor mürekkep adlı eserde neler vardı diye. sanki hatırlamazmışım gibi gelirdi. ama altı çizili satırları okunca aslında bir çoğunu unutmadığımı kafamın bir yerine not edip günlük hayatımın bir parçası haline getirdiğimi fark ettim. Kitaptan  altını çizdiğim bir bölümü buraya almak istedim:

        "Verin kitaplarınızı arkadaşlarınıza, sevdiklerinize, dostlarınıza (satır altları cizili nüsha sizde kalsın.) Başlasın satırların altlarını çizmeye. Sonra karşılaştırın sizinkiyle. Eğer altı çizili satırlarınızın en az dörtte dördü birbirini tutmuyorsa terk edin onu. Ya da izin verin o sizi terk etsin. 

          Bırakın sevdiklerinizi,  dostlarınızı bir yana, kendinizi sağlayın zamanın tezgahında. Siz. Bakalım siz misiniz? Alın elinize bir yıl evvel okuduğunuz bir kitabı. başlayın yeniden çizerek okumaya. Bitirdiğinizde eğer, satır altları çift çizgiyle çizilmiş oluyorsa siz o bir yıl önce ki sizsiniz demektir. Yok eğer tek çizgiler uzanıyorsa satır altlarında, siz o bir yıl evvel ki siz değilsiniz."(s.94)   

       

 

 

          Kitaplarımı arkadaşlarıma vermekten çekinmiyorum (kimi zaman geri gelmediği olsa bile).Bana göre kitabı her okuyan  kendinden bir iz bırakıyor. Satırlarının altını çizmesi, küçük bir not yazması yada sayfasının bir köşesini kıvırması daha önce okuyanların küçük yansımaları . Tıpkı Necip Fazıl'ın "Otel Odaları" şiirinde dediği gibi;

                       

                      "Gelip geçen her yüzden gizli bir akis kalmış;

                        Küflü aynalarında, küflü aynalarında."

 

Eski bir kitap yenisine nazaran daha güzeldir benim için. Ona baktığımda yaşanmışlığı görürüm.  Kimbilir belki de tarihçi olduğum için böyle düşünüyorumdur. Nede olsa bizim işimiz hep eskilerle. ama eski bir dost daha iyi değil midir yenisine göre? tıpkı eski bir kitapta yada eski bir sokak ta olduğu gibi.

 

 

 

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->
---

beyazkedim hakkında

istanbul 'a dair...

Kategoriler

--- ---