istanbul zamanı

17/7/2007 - Maşukiye

img507/1268/dscn25811hd7.jpg

 Olcay arayarak hadi yarın biraz gezelim dedi. Eeee dedim nereye gidiyoruz. Aynı yerlere gitmekten sıkıldım, yeni yerler istiyorum. Maşukiye’ye  gideceğiz dedi. Konuşmamızın ardından hemen neti kolaçan etmeye başladım nedir neresidir bu Maşukiye diye.

Evvela Maşukiye Sapanca gölü yakınlarında Kocaeli’ne bağlı bir belde. Maşuk “aşık olunan kişi” demek. Yerlilerine göre beldelerinin güzelliği ile gelen herkes buraya aşık olurmuş. Hakikaten de beğenilmeyecek gibi değil. aşık olmasak bile çok çok güzel bulduğumuzu  belirtmem gerekli.

Ertesi gün öğlen saatlerinde beş kişilik grup olarak piknik malzemelerimizi, termosta çayımızı alarak (çaysız kesinlikle olmaz ) yola koyulduk. Güle oynaya Adapazarı – İzmit yoluna girdik. (Her ne kadar günümüz popüler müziğini beğenmiyor olsam da kalabalıkta el çırparken çok iyi geldiğini söylemeliyim.) İlk defa gittiğimiz ve Olcay’la bir dolu kaybolma maceramız olduğu için harita elimizde yol almaya devam ettik. Yol biraz uzun olunca anneler siyaset meselesi ve kime oy vereceklerinden girip;  gelin kaynana meselesine kadar geldiler. Bu sırada İstanbul’dan çok uzaklaşmış İzmit körfezini geçmiştik bile. Derken önümüzde koskocaman olmasa bile orta ölçekli bir dağ belirdi. Yemyeşil ormanın görünmüş olması kendimizden geçmemizi sağladı. Dağa tırmanışa geçtik. Fakat yolu şaşırdığımız için asıl piknik alanlarının  olduğu yere değil kayak yapılan merkeze doğru ilerlemeye başladık. Gerçi hiç birimiz şikayetçi olmadık çünkü muhteşem manzaramız bir an bile bizi bırakmadı. Bir tarafta İzmit körfezi diğer tarafta ise sapanca gölü iki koldan göz ziyafeti sundular.

img507/2534/dscn25831vi7.jpg

            kenarda görünen mavilik sapanca gölü :)

 

Karnımızın acıkmış olması ile piknik için uygun bir alan aramaya koyulduk. Biraz zorlansak ta güzel düzlük bulabildik. Lakin bir hayli kalabalığı vardı bu piknik alanının. Neyse diyerek kurulduk soframıza çayımızı ince belli bardaklara doldurarak serin dağ havasını iliklerimize kadar hissederek yudumladık.

                    

Az yemek, çok gezmek düsturuyla harekete geçtik toplayıverdik eşyalarımızı. Elimizde meyvelerimiz, tepelerden güzel manzarayı seyreyledik. Ardından Maşukiye’nin merkezine indik. Mangalcıların yanından geçtik. İyi ki yukarılarda temiz temiz piknik yaptık diye geçirdik içimizden çünkü asıl piknik alanı dumana boğulmuştu. Bir tarafta kırmızı et diğer tarafta beyaz et kokuları birbirine karışmış durumda idi.

img507/3085/dscn2614pv5.jpg

                     taze taze alabalık diye işte buna denir :)

 

Attığımız küçük bir turun ardından Maşukiye’nin alabalığı ile ünlü olduğunu öğrendik oldukça uygun bir fiyata canlı alabalık aldık. Ne olsa balığın tadı bir başka.

img507/182/dscn2606gx8.jpg img507/8278/dscn2623qu4.jpg

                                                                        selender

 

Değişik tipte yapılar gördük. Meğer bunlar Karadeniz bölgesinde yaygın olarak kullanılan bir yapı türü imiş. Dört kalas üstüne oturtulmuş. “Selender” adı verilen küçük odacıklar. Yerden yukarda yapılmasının sebebi fare gibi hayvanları uzak tutabilmek içinmiş.

Yavaş yavaş güneşin batmaya başlaması dönüş zamanımızın geldiğini bize hatırlattı. Geride güzel hatıralar bırakarak evimize doğru yöneldik. Lakin bu pek sakin bir dönüş olmadı çünkü yine kaybolduk. Bilmediğimiz sokaklara girdik. Çıkana kadar bir hayli uğraştık ama olsun. Kaybolmayı da seviyorum ben .

 

 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/7/2007 - tatil bitti geride hatıralar kaldı

                         img526/2132/dscn2490og7.jpg

 Beyazkedim, tatilde Antalya da idi. Gezmekten ziyade denizi için gitti oralara ve çok güzel günler geçirdi. Sıcaktı  çok sıcak ama dediklerine göre beyazkedim şanslı imiş, çünkü asıl Antalya sıcaklarına rastlamamış. Zaten İstanbul’a geldikten sonra kendi kendine söz verdi bir daha İstanbul’un sıcağına laf etmeyeceğine dair.

                        img526/4051/img001mj8.jpg

Yüzme konusunda çok başarılı olmasa bile bir hayli gayretli idi. Su kurbağasına döndü adeta hiç çıkmak istemedi. Kum, güneş ve deniz. Aslında o artık beyaz değil kara kedi oldu. Sarı saçlı ve kara yüzlü bir kedi. Görüntüsünden hiç ama hiç memnun değil ama şimdilik idare ediyor işte.

                         img526/4678/dscn25542rl8.jpg

Günlerini sadece denizde geçirmedi elbette. Ağaçlardan şeftali, kayısı topladı, asmalardan üzüm kopardı. Şehirden uzak bir yerde geceleri kuşların ve (erken vakitler olmasına rağmen) Ağustos böceklerinin seslerini dinledi.

          img526/5619/dscn2513mc1.jpg                        img526/5365/dscn2508vi4.jpg

Erkenden kalkıp sabahları yollara düştü. Kaleiçi semtinde hıdırlık kulesinin yanında sabah yürüyüşü yaptı. Eski evlerin yanından geçti, hayatında ilk defa yasemin kokusu ile tanıştı ama hanımeli kokusunu hemen tanıyı verdi.

Şehrin sessizliğine şaştı İstanbul ile karşılaştırdı her defasında. Unutamadı elbet istanbul’u ve kısa bir süre olmasına rağmen özledi kalbinin şehrini. Ne de olsa alışmış o, şehrin gürültüsüne, karmaşasına ve koşturmacasına. Her ne kadar başlarda güzel gelse bile bünyesi aradı bu özellikleri.

Bol bol sohbet etti insanlarla. Güldü eğlendi. Çok sevdiği halasının kızına gitti iki gün onda kaldı. Sanki halasının gençleşmiş halini onda gördü ve “hala” diye hitap etti fark etmeden.  Geniş balkonunda oturdu ve geç saatlere kadar konuştu onunla. Yetmedi iki gece keşke bütün bir tatil kalsaydım onda diye geçirdi içinden.

                       img526/8385/img006au0.jpg

                       img526/9610/img009dc5.jpg

                                               (kurşunlu şelalesi)

Çok sevdiği insanlarla bir gün düden şelalesine bir günde kurşunlu şelalesine gitti. En çok kurşunlu şelalesini beğendi. Çıkardı potinlerini suya ayaklarını soktu. Üşüyüverdi ayakları soğuk suyun içinde. Sel sularının birazını yıktığı köprünün üstünden yalın ayak geçti hayatının en güzel anlarından birini yaşadı . Sandı ki bir film karesinin içindeydim

 

Peki hala niye gözleri dolu dolu, yüreği buruk ?

işte bunu anlayamadı gitti...

 

 

Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

13/6/2007 - müzikal geceler- Lüküs Hayat

   

İstanbul belediyesine bağlı şehir tiyatrolarında her yıl sezon kapandıktan sonra müzikal oyunlar harbiye açık hava tiyatrosunda sahneleniyor. Yıllardır istiyor olmama rağmen gitme fırsatını yakalayamamıştım. Bu yılın reklamlarını görünce üç arkadaş gitmeye karar verdik. Gideceğimiz oyunun adı ise çok bilinen  “lüküs hayat’tı”. Muhteşem bir atmosferde 6000 kişilik seyirci ile oyunu izledik.

Anlatılabilecek pek çok şey olmasına karşın en çok aklımda kalan Zihni Göktay’ın (oyundaki adıyla Rıza) o fevkalade iyi oyunculuğu idi. Diğer oyuncular olmasa bile sadece Zihni Göktay yeter de artar bile. Oyunculuk anlamında hiçbir bir yeteneğim yoktur. Bu alanla ilgili olarak hiçbir istek duymamışımdır. Ama bazen öyle oyuncular izliyorum ki ahh diyorum keşke onlar gibi yeteneğe sahip olsam. Bu isimlerin başında Yıldız Kenter, Uğur Yücel, İhsan Yüce  gelir. Zihni Göktay’ı izledikten sonra onu da listeme ekledim. O yaşına rağmen sahneyi bütünüyle dolduruyordu. Dansları, muhteşem sesi her şey çok iyi idi.

 Lüküs Hayat müzikali pek çoklarımızın bildiği gibi yanlış batılılaşmayı trjikomik eleştirmektedir. Oyun Ekrem Reşit Rey tarafından kaleme alınmış, müzikler ise Cemal Reşit Rey’e ait. Bir süre ara verilmiş olmasına rağmen yirmi yılı akşın bir süredir sahnelenmeye devam ediyor. Pek çok ünlü tiyatro oyuncusu bu müzikalde yer almış, Zihni Göktay’da ayrılmadan önce görülmesi gerekli olan bir oyun bana göre.

Yıllar önce usta tiyatro oyuncusu Hazım Körmükçü tarafından seslendirilmiş Lüküs Hayat isimli tema şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz.

 

 

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

8/6/2007 - Anadolu yakası gezi turu

Pazar günü bende abim de erkenden kalktık. Bir gün öncesinden Çengelköy’e cumartesi kahvaltısına gidelim düşüncesi zihnimizde belirmiş olsa bile  o saatte hazırlanıp çıkmak zor geldi. Fakat yine de günü güzel geçirmek istedik. Öğrencimi arayarak dersi tehir ettim. Ardından yola koyulduk abi kardeş. Fakat nereye gideceğimize karar veremedik. O kararsızlık içinde iken Üsküdar’a kadar indik.

Akbillerimizi doldururken Anadolu  yakası kıyı gezisinin en iyi fikir olduğuna karar verdik. Tıklım tıkış otobüse bindik.  Bir değişik insanlar gördük ki otobüste terbiyem müsait olmadığından ve o anın şaşkınlığını hala üzerimde bulunduğundan anlatmamak daha doğru geliyor. Neyse efendim zaten konumuz terbiyesiz insanlar değil güzel istanbulum’un güzel manzaraları.

Malum olduğu üzere biz abi kardeş gezmeyi hele de eski sokaklarda gezmeyi çok seviyoruz. Vaniköy’ de otobüsten indik ve yürüyüş turumuz başladı.  

                  img247/8716/dscn2434tm0.jpg 

Her zaman söylemişimdir. Anadolu yakasına alışmam biraz zaman almış ve burayı İstanbul gibi değil yan komşusu olarak görmüş olsam bile yeşili boldur. Hatta öyle yerler vardır ki sanki İstanbul değil de küçük bir Ege kasabası gibidir. Sokaklarında bir sakinlik vardır. Çocuklar sokaklarda bir o yana bir bu yana koşturup dururlar, akşam üstü mahallelerinden  inip denize taş atarlar. Karşı tarafın kıyı kesiminde böyle bir sıcaklığı bulmak oldukça zordur, çünkü taaa Beşiktaş’tan Sarıyer’e kadar hep çok zenginlerin evleri kaplar etrafı denizi görmek bir hayli zorlaşır. Ama burada Anadolu yakasında öyle değil. daha samimi bir hava vardır. Toplumdan uzak değil bilakis toplumla iç içedir.

             img247/6273/dscn2436xl8.jpg 

                                (kandilli kız lilesinden manzaralar)

            img247/2289/dscn2443lt5.jpg

Vaniköy’ da turumuzu başlattık ya, önce gözümüze Kandilli kız lisesini kestirdik. Bir dönem bir hayli bakımsız olan bina Sabancı’ların desteği ile restore edildi ve şimdi sabancı Kültür merkezi olarak hizmet veriyor. Dik yokuşlardan menzilimize vardık. Lakin içeri girmek yasak olduğu için şöyle bir kenarından bakalım dedik. O sırada uzaklardan bir görevli görününce sesimin en hoş haliyle söyle bir gezip gezemeyeceğimizi sordum. Saolsun izin verdi. Binanın içine giremesek bile bahçesinden manzarayı seyreyledik ki hakikaten muhteşem bir manzarası var. Düşünsenize her iki köprü de muhteşem bir açıdan görebiliyor. Görevliden malumat aldık nasıl olmuşta bu işlere karışmış sabancılar ne hizmetler vermişler diye. Kültür merkezinin en çok İspanyollar tarafından kullanılıyor olması bana ilginç geldi.            

                img247/6782/dscn2454ot7.jpg  

Ardından turumuza devam ettik. Eski evler gördük. Her yer güllerle kaplı idi. Hayran kaldık elbette. Öne kocaman bir yokuş tırmanıp ardından başka bir yokuştan aşagı iniverdik. Bu kadar kısa sürede anlattığım hadise bizim ayak tabanlarımızın acımasına sebep oldu. Ama öyle kolay pes edenlerden değiliz. Güç depolamak için dondurma aldık ve kendimize geldik.

                             img247/8921/dscn2449ro8.jpg  

                  img247/5811/dscn2452qc7.jpg

O kuvvetle Anadolu Hisarı'na kadar yürüdük.

Göksu deresinin yanından geçtik. Hani şu eskilerde mesire yeri olarak kullanılan göksu deresi. Bir ara kokudan yanına yaklaşılmıyor su değil balçık akıyordu ama şimdi pek bir güzel olmuş. Nezih çay bahçeleri kondurulmuş. Belki eski şaşalı zamanlarına geri dönemez  lakin bu hali bile güzel. Tabi biz yürüyüşe kendimizi kaptırdığımızdan öyle durup dinlenmek gelmedi aklımıza.

                  img247/25/dscn2459sh0.jpg

Hep sağı solu çekmekten kendimin fotosunu çekmediğimi fark ettim ve hadi bi de kendimi fotolıyim dedim ama onda da gözlerimi kapatmışım. Ehh benim ki biraz “İstanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı” durumu olmuş.

                   img247/3505/dscn2467fy3.jpg

Hafiften ayakta duramaz olunca artık dönüş vaktidir diyerek turumuza son vermeyi uygun bulduk. Aslında abim Anadolu hisarından girip Hıdiv kasrından çıkmak istiyor idi ama yok dedim benden bu kadar. 

                              

(Fotoğrafı bilerek küçük boyutta yaptım ki dudağımda ki dondurma lekeleri belli olmasın diye :)

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/5/2007 - beykoz, piknik, garipçe, çamlıca hepsi bir günde...

Bundan bir ay kadar önce Olcay, ben, annesi, ve benim annem dörtlü olarak gezmeye kara vermiş fakat son anda kombimizin bozulmuş olması geziye üç kişi çıkmamıza sebep olmuştu. Geçen Pazar günü erkenden ani bir kararla şöyle bir İstanbul turu yapalım dedik.

Olcayla konuşmamızın ardından annem hemen mutfağa girdi. Başladı hazırlık yapmaya bana “sadece bir börek yapacağım.” dedi. İyi dedim sen bilirsin. Bende hazırlanmaya başladım. Tekrar mutfağa girdiğimde bir börekle kalmayıp kekte yapmaya karar verdiğini söyledi.  Bunun üzerine kolları sıvadım. Ben böreği yaparken annemde havuçlu bir kek yaptı. Onları fırına atıp hazırlıklarımızı tamamladık. Evi güzel börek ve kek kokuları sardı elbette. Bunların yanına çay iyi gider deyip termosa da çayı koyduk. Az sonra Olcay ile annesi geldiler. E madem bu kadar hazırlık yaptık bir de yanımıza yaygı alalım, en alasından piknik yapalım dedik.  Pazar günün trafik sıkışıklığı içinde karşıya geçmeden Anadolu yakasında münasip bir mekan aramaya koyulduk.

                        img209/1042/dscn2232ej6.jpg

Beykoz’da bulunan büyük şehir büyük şehir belediyesine ait sosyal tesislere gittik. bir hayli kalabalık olduğu için biraz deniz kenarında rüzgarı hissedip hemen kalktık. Az ileride piknik için uygun mahaller bulunduğunu tespit ettik. Denize karşı yayıp kilimlerimizi çıkattık, ayakkabılarımızı, açtık kumanyamızı. Boğaza karşı erguvan ağacının altında börek ve keklerin lezzeti bir başka güzel oldu.

Ardından Olcay’ın “hani sen bir yerden bahsetmiştin, biraz uzakta olan bir köy oraya gidelim mi?” dedi. Ben de bu gezme merakı onda da teşvik olunca topladık kabı kacağı, doğru ikinci köprüye yollandık. Bir hayli uzak olmasına yolları her zaman ki gibi karıştırmamıza rağmen Garipçe’ye ulaşabildik. Ooohhhh bir güzel Karadeniz rüzgarı açlarımızı okşayıp geçti.

                    img209/5766/dscn2243wx4.jpg

Akşam olmak üzere olduğu için geç kalmayalım düşüncesi ile yine Anadolu yakasına geldik ama gezme işini sonlandırmak istemedik hemen ve direksiyonu Çamlıca’ya kırdık. Boğaz köprüsünün farklı ışıklandırılmış haliyle İstanbul gece manzarasını ellerimizde çay seyreyledik.

 

                                    img209/859/dscn2268je7.jpg

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
---

beyazkedim hakkında

istanbul 'a dair...

Kategoriler

--- ---